Yaşam Koçluğu

ÖFKE İLE TÜKETİYOR MUSUN ÖMRÜNÜ?

Temmuz 15, 2018

‘Zaman hızla geçiyor” u anlatan deyimler, şarkılar, kitaplar bir yana biz hala takılmışız bir yanılgının peşine durmadan koşuyoruz. Nefes almadan, düşünmeden ve hatta öfkemizin sebebini bile unuturcasına saplantılı, kalıyoruz öylece…

Sevdiğimiz kadın/adam çok mu yaraladı? Sizi beklenmedik bir olay ile hayal kırıklığına mı uğrattı? Aslında, kendimize sormamız gereken soru çok basit; bu durum karşısında ne istiyorum? Durup bu enkazın içerisinde hapsolmak mı, ayağa kalkmak mı? Kendimize bu soruları sormak aklımızın ucundan bile geçmiyor…

YOKSA BİZ GEÇMİŞ İLE YAŞAMAYA BAĞIMLI MIYIZ?

Yaşanan olayların ardından at gözlüklerimizi takıp, kök salmaya niyet ediyoruz sanki; ama üzgünüm ki söylemeliyim, durum her ne olursa olsun çözüm bu değil!

Eşiniz sizi anlamıyor mu? Sevgiliniz sizi aldattı mı? Sevdiğiniz kişinin yaptığı bir olay düşüncelerinizden gitmiyor mu?  Evet biliyorum, yıkım büyük… Kalbiniz acıyor ve belki nefes bile alamıyorsunuz. Buraya kadar her ey normal, çünkü  insanız. Ruhumuzla hareket ediyoruz.

PEKİ YA BEYİN, O TERK ETTİĞİ LİMANA NE ZAMAN GERİ DÖNMELİ?

Üzüntünün derinliklerindesiniz, koca bir pizza yanında büyük boy patatesi hunharca yiyip, üzerine en sütlüsünden çikolatayla bir nebze olsun gülümsemeye mi çabalıyorsunuz? Tamam, hadi bitirin o pizzayı, çikolata da kalmasın. Ama sonra, yüzünüzü bir yıkayın da öyle gelin ve dikkatlice dinleyin;

  Bu çare değil, bu sadece bize öğretilmiş çaresizlikler, bu sadece dayatılan depresyon, bu geçmişe bağımlı ruhlarımızın oyunu, geleceği düşlemekten hep korkutulmuş beynimizin yanılgıları!

Aynı, yapay tatlandırıcılarla mutluluk hormonu salgılatılmaya alıştırılmış vücutlarımız  gibi  mutluluğu da  hep bir görev gibi yapıştırıyoruz sevdiklerimizin üstüne!

Üzüntülerimizin üstünü kin, öfke, öç alma, nefret ya da umutsuzluk, kırgınlık, daha büyük beklentilerle kapladıkça içinden çıkılmaz duvarlar örüyoruz etrafımıza.

Peki, bir durup düşünelim, bizi terk eden düşünce mekanizmamıza veda edeli ne kadar olmuş? Kaç gün doğumu ışığını yansıtamadan uzaklaşmış gökyüzünden…

Hiç düşündünüz mü, geçmişte sizi kahreden, şimdi varlığını bile hatırlamadığınız insanlar için kaç seneniz gitmiş?

Kafamızı gömdüğümüz kumlardan çıktığımızda kaç seneniz gitmiş?

  Mutluluğu sevdiklerimizin üzerine bir ödev gibi yapıştırdığımız sürece bu dallar hiç çiçek açmaz, kalbimiz hiç ısınmaz…

Bizi üzen her ne varsa yüzleşmeyi öğrenip, geçmişte bırakılmadığı sürece bizler geleceğe adım atamayız.

ŞİMDİ KENDİNİZE SÖYLEYİN;

 Affetmeyle kucaklarsam; kızgınlık yerini sevgi, uzaklaşmanın yerini paylaşım, içinize atmanın yerini dertleşme, şiddetin yerini tutku alır.

UNUTMAYIN;

 AFFEDİCİ OLMAK ÖĞRETİR, KUCAKLAR, KUVVETLENDİRİR VE BAĞLAR!

 

SEVGİ VE DOSTLUK İLE…

Bunları da beğenebilirsin ...

Henüz yorum yapılmadı :( Yorum yapmak ister misin ?

    Cevap bırakın