Yaşam Koçluğu

BIRAK GÖĞSÜMDE UYUTAYIM BEBEĞİMİ

Nisan 3, 2019

 

Merhaba Sevgili Okur,

Sevgili Anne adayları ve Anneler, bu yazı göğsümüzün huzur bahçelerinde, bebeklerimizin sağlıkla büyümesi için, tazecik bir annenin heyecanlı kalp atışlarından kaleme döküldü…

Bir pedagog değilim ya da psikolog, bilimsel diyerek bir şeyler karalamayacağım burada zira rahmine cennet düşmüş bir kadının mucizesine hiçbir deney açıklık getiremez görüşümde… 

Derin bir uyanış hali bu, derin bir hissediş. Ey insan, işte var oluyorsun! Doğuruyorum derken yeniden doğuyorsun…

Geçmişten bugüne farklı algılar geliştirilmiş aile kavramına. İlk çağlarda babanın gücü kudreti olarak gösterilen aile üyeleri; eş ve çocuklar, babanın koruması altındayken zamanla uzaklaşmış birbirinden. 

Geçmişte annenin yanından ayrılmayan bebek, değişen vakit ile  daha ilk saatlerden anne sıcağından alınır oldu. Annenin koynuna sarılı, hayatı öğrenen bebeği günden güne ‘tek’ başına var etme çabaları, aslında nüfusu hızla çoğalan insanoğlunun, kolay kontrol altında tutulma çalışmalarından başka bir şey değil… 

Modern Psikolojinin gelişimi ile beraber anne yanında uyumanın zorluğu, zararları üzerine araştırmalar hızla devam etti, günden güne ortaya atılan farklı tezler ile ‘ korku ‘ psikolojisi yayıldı ve anne, en hassas olduğu noktalardan vuruldu… Plan işlemeye, çark dönmeye başlamıştı… Rahme düştüğü an  gözünü yenidoğana diken  denetim mekanizması, anne koynundan çıkardığı bebeği kendi acımasız düzeninde kolay şekillendirebilmek için elinden geleni yapıyordu… 

Anne yanında uyumanın bebeğe ‘ bağımlılık ‘ kazandıracağı, ayrılmanın zor olacağı ön görülüyordu. İlginçtir ki, aile bağı oluşmasını, anne-baba-bebek bağımlılığını korkutucu ve zararlı bulan sistem, yüksek teknolojisiyle ürettiği bebek bezlerinin içeriğinde bile kullandığı bağımlılık yapan maddeleri görmezden geliyordu… 

Sanayi toplumu anneyi ‘İş gücü’ olarak görüyordu, bu sebeple anne-bebek bağı oluşumu tehlikeliydi, diğer türlü anne bebeğini bırakıp nasıl çalışabilirdi ki! Çalışan kadın, güçlü, ayaklarının üzerinde  durabilen diyerek sınıflandırdığı kadını kılık kıyafet, görünüş, çevre olarak da şekillendirip, kendisi için mükemmel birer aracı yaratıyordu. 

Freud Psikolojisi ve Davranışçı Ekol, özellikle erkek bebeklerin cinsel kimlikleri üzerinde olumsuz etki ediyor düşüncelerini dayanak gösteren sistem, bebeğin tek ihtiyacı olan sevgi ve güven duygusundan mahrum kalmasına sebep oldu… Anne-bebek arasına cinsel kimliği yerleştiren sistemin, okul çağlarında modernlik adı altında cinselliği çocukların  bilinçaltına işleme çabaları ve cinsel ‘kimliksizliği’ savunmaları çok manidar! 

Sevgili Anne! 

Hiçbir deney, hiçbir çalışma anneden daha iyi bilmez, daha iyi HİSSEDEMEZ!  Rahmine düştüğü andan itibaren en özel anları beraber yaşadığın bebeğinin tek ihtiyacı olan aile şefkati- sevgisi- güvenidir… Göğsünün bereketli sıcağında sarmala, teninle yıka, kokunla sarmala, sesinle okşa… Sen kalbine güven, oku, çok oku ama kendi süzgecinden geçirmeden hiçbir bilgiyi alma, unutma her insanın yaşamı, doğrusu, düzeni kendine özeldir. Dünyanın farklı yerlerinde yaşayıp, bambaşka kültürlerle harmanlanmış insanların hayatınıza hükmetmesine izin verme! 

Bebeğimin yanı annesin koynu, babasının kollarıdır.

Sevgi ve Şefkat ile…

 

 

Bunları da beğenebilirsin ...

1 Yorum

  • Yanıtla
    Sedef
    Nisan 3, 2019 at 12:08 pm

    Hamileyim ve bir süru kitap aldim okuyirum hatta eşime bile zorla okutuyorum. Bazi sayfalarda arada kaldigim oluyordu simdi beni daha cok gozümu açtı, bebegim icin tabi en iyisini yapmak istuyorum ben ama cok zormus. Pedagog degilsiniz ama öyle güzel yazmışsınizki insan evet iste gercekten boyle diyor.

Cevap bırakın